Blog

Türkiye'nin İlk Freelance Sitesi

Home » Yayın tagı "freelance"

Freelancer Olabilmenin Dayanılmaz Hafifliği

Üniversite yıllarında, sabah 9 akşam 6 çalışma hayatı bana kâbusun ta kendisi gibi gelirdi. Her sabah yataktan zar zor kalkıp, “geç kalıyorum” telaşıyla o metrobüs senin, bu otobüs benim koşturmak, mesai bitimine kadar dakikaları saymak ve en kötüsü de bitmek bilmeyen bir loop’a girmiş gibi tekrar eden birbirinden sıradan günlerin içinde kaybolmak… Sanki bir yerlerde plak takılmış, devamlı başa  sarıyor gibi… Hafta içi, o sakin gündüzleri yaşayamamak, sokaklarda dolaşıp, bir yerlerde kahve içememek… Ofiste çalışmak özgürlüklerin bitişiydi; kişiliğimi kapının girişinde askıya asmak ve çarkın içinde aynılaşmak demekti.

Bu sebeple bu hayata olabildiğince direndim ancak bir yerde pes etmem gerekiyordu. Pes ettiğim noktada da o çarkın içindeki yerimi aldım. Öğrenciyken masa başı bir işte çalışmakla ilgili ne kadar ön yargım vardıysa, hepsi doğru çıktı. Bunları birebir ete kemiğe bürünmüş bir şekilde yaşadım. Tabii ön göremediğim başka dezavantajları da vardı; örneğin patron faktörü. George Orwell’in 1984’ünde çok güzel tasvir ettiği Büyük Birader’in “Çalış, çalış, daha çok çalış” diyen gözleri üzerimdeydi. Ben ne yaparsam yapayım, ne kadar çok çalışırsam çalışayım tatmin olmuyordu. Sabah 09.00 akşam 18.00 olabilseydi keşke mesai saatleri! Mesai bitiminde işten çıkmak erken sayılıyor, işim olmasa da çalışıyormuş gibi yaparak en az bir-iki saat daha ofiste takılmam bekleniyordu.

Bir zaman sonra kendimi kaybolmuş hissetmeye başladım. Kendime ayıracak zamanım kalmamıştı. Kitap okuyamaz, sinemayı bırak DVD’de bile film izleyemez oldum. Hafta sonları ise hafta içi hiç vaktim olmadığı için iki güne sıkıştırmam gereken kişisel bakım işleriyle geçiyordu; bir bakıyordum hafta sonu bitiveriyordu. Sonra yine başlasın şenlik! Kendi öncüllerinin tekerrürü olan bir hafta daha gelip, yakama yapışıyordu.

Ve sonunda bir yerde fren patladı, çevremdeki dünya baş aşağı büyük bir hızla devrilirken bir gün işi bırakma kararı aldım. Çok kolay olmadı ama yaptım. Yaptığım anda da büyük bir rahatlama yaşadım. Tabii bu rahatlama maddi sıkıntıların baş östermesine kadar sürecekti, biliyordum ama bu sefer freelance çalışmakta kararlıydım.

Tabii ki de Türkiye’de freelancer olmak da bir gül bahçesi vaat etmiyor, aylık geliriniz masa başı çalışanlara göre daha dengesiz. Sigortanızı ödeyen yok, bunun da çaresine bakmak size kalmış. Her zaman elinizde iş de olmayabilir, ya da sizi geçindirecek kadar iş olmayabilir. Maalesef bunlar da büyük zorluklar; ancak çalışma saatlerini kendiniz belirliyor olabilmenizin verdiği özgürlüğün ve sizi izleyen gözlerden, ayağınızı kaydırmak isteyen dedikodulardan uzakta olmanın da ayrı bir kafası var! Siz de ofis hayatında fotokopi makinelerinin soğuk ışıklarına bakmaktan bunaldıysanız, denemeye
değer. Kendinize daha çok alan açıp, rahat bir nefes alacağınız kesin!

Mata Hari