Blog

Türkiye'nin İlk Freelance Sitesi

Freelance çalışanlar nasıl yaşar?

 

Sokaktan rastgele on kişi çevirip şu fani dünyada en çok özendikleri şeyleri sorsanız, herhalde yarısından çoğu freelance çalışmayı da cevapları arasında sayar. Haklıdır da. Sonuçta biz, her gün aynı saatte kalkıp aynı yere gitmek zorunda değiliz. Başımızda bir veya birkaç patron yok. Özgürüz ve tüm eksilerine rağmen, peşinen söyleyeyim, evet bu özgürlük tüm sıkıntılara değiyor.

Ama çok da yalnızız yahu. Düzenli olarak ofise gidenlerin sahip olduğu sosyal kozadan yoksunuz. İşe gitmek- en sevimsizinden de olsa- bir sosyalleşme biçimi. Oysa biz insanlarla olmak için hep ekstra çaba harcamak zorundayız. Hele gündüzleri herkes işteyken çok yalnız kalıyoruz. Starbucks ve Nero başta olmak üzere kahve zincirlerinin çalışanlarıyla ettiğimiz birkaç kelam dışında ağzımızı pek açmıyoruz. Telefon görüşmelerimiz bol oluyor ama iş için. Belki de konuşma açığını öyle kapatıyoruz. Diğer freelance arkadaşlarımız bizim için altın/elmas ve türevleri değerinde. Ama gelin görün ki onların da hayatları en az bizimkisi kadar düzensiz ve tahmin edilemez bir çizgide seyrettiği için denk getirip de görüşebilmek için 943 takla atıyoruz.

Freelance insan, nihayetinde özgürlüğünü her şeyin önüne koyan insan demek. Dolayısıyla sorumluluk sahibi olsak da bizden çok disiplinli olmamızın beklenmesi yersiz. Bu nedenledir ki belli bir mekanda, belli bir zaman aralığında çalışmaya kodlanmadığımızdan, bir işe başlayana kadar şeytan bizi alıp götürür, muhtemelen satamadan getirir. Kahve içmekten başımız döner, sonunda elimizde fincanla uyuyup kalacak hallere düşeriz. Aslında stresimiz yoğundur. Tek kişilik bir yazı/çizim/tasarım makinesi olarak çalıştığımız için, her şeyi yegane sorumlusu yine bizizdir. Hayatımız düşünemeyeceğiniz yoğunlukta bir e-mail trafiği üzerinden ilerler, her an ulaşılabilirolmamız istenir.

Freelance olarak her ne yapıyorsanız, kadrolu olarak çalıştığınızdan çok ama çok daha fazla çalışmanız gerekir. İsminizi ve bağlantılarınızı korumak için artık hiçbir markanın koruyucu kanatları altında değilsinizdir. Maddi olarak da en az bir işiniz kadar kazanmanız gerektiğine göre, üretmeniz gereken iş miktarı açık ara daha fazladır.

Ve işin en sinir bozucu yanı nedir biliyor musun, sevgili günlük? Başta aileniz olmak üzere kimse sizin ne iş yaptığınızı, neyin peşinde olduğunuzu anlayamaz. İşlerinizi kendi düzeninizce yaptığınız, onlar işe giderken siz yatakta yuvarlandığınız için, aslında ne kadar çok çabaladığınızı kimseler kavrayamaz. Düzenli işi olan birinin dramı kadar reyting toplayamazsınız. Namümkün.

Onların işi belli saatlerde başlar ve biter. Oysa sizde böyle bir ayrım olmadığı için ne tatiliniz tatile benzer, ne de hafta sonları kafanız rahat geçer. İş-dinlenme arasında bir sınır olmadığından artık ne tam anlamıyla çalışabiliyor ne de dinlenebiliyorsunuzdur. Ama şöyle ki, günün sonunda siz tatile çıkarken kimseden izin almazsınız, isterseniz Kilimanjaro’nun karları arasından seslenebilirsiniz halkınıza.

 

Kaynak: www.vogue.com.tr

Yayında: Genel

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>