Blog

Türkiye'nin İlk Freelance Sitesi

Home » 2014 » July

Freelance Projeler Nasıl Ücretlendirilmeli?

images

Son zamanlarda bana sıklıkla gelen sorulardan biri proje bazlı çalışmalara ne kadar fiyat biçilmesi gerektiğiyle ilgili. Hatta maillerin genel formatı da “Hocam adamlar benden şunları istiyorlar” deyip sıralanan maddeler ve kabaca “bu iş ne kadara yapılır?” sorusundan oluşmakta:) Bu tarz sorulara verdiğim cevapları aslında blogumdan paylaşırsam freelance proje geliştiren arkadaşlara iyi bir referans olabilir diye düşünerek aldım elime klavyemi…

Freelance yazılım projeleri çoğu programcıyı cezbeder ve heyecanlandırır. Nedeni ise bu tarz işlerin ekstra proje deneyimi, iş ağlarını geliştirme fırsatı ve ekstra maddi gelir kaynağı sağlamasıdır. Aslında ücretlendirme konusuna gelmeden önce üzerinde durulabilecek önemli bir kaç nokta daha var. Bu hususlar özellikle ilk projelerini yapan arkadaşlara faydalı olacaktır. Nedir bunlar;

– Herşeyden önce şunu unutmamak lazım; freelance projeler için özel zamanınızı ayıracaksınız. Yani akşamlarınız ve hafta sonlarınız belirli bir süreliğine dolu olacak. Arkadaşlarınıza, ailenize, hobilerinize 1-2 aylığına fazla zaman ayıramayabilirsiniz.

– Müşteri sizinle çalıştığına göre olaya çok da profesyonel bakmıyor büyük olasılıkla. Yani büyük ihtimalle müşteri tam olarak ne istediğini bilmiyor. Dolayısıyla işe başladığınızda müşterinin sizden istedikleri ile birkaç hafta sonra istedikleri çok farklı şeyler olabilir. Bu nedenle böyle bir projeye başlamadan önce mutlaka müşteri ile projenin detaylarını belirleyin ve sınırlarını çizin. Bu dakikadan sonra da müşterinin isteyeceği ek geliştirmeler için ayrı zaman ve ücret talep edin. Ve aman diyeyim, bilişim teknolojilerinden anlamayan ve bu işe bilgisayara işletim sistemi kurmakla eşdeğer bakan tipteki müşterilerden olabildiğince uzak durun!

– İşler çoğu zaman planlandığı gibi gitmez. İşi ne kadar sürede yapmayı planladığınız yeterli değil, olası problemleri ve gecikmeleri de hesaba katarak müşteriye gerçekci bir süre verin.

– Müşteri tanıdığınız ve çok güvendiğiniz birisi olsa bile projeye başladığınız gün mutlaka belirli bir miktarda peşinat alın. Bu miktar toplam ücretin %20-%30’u olabilir. Peşinat almak hem emeğiniz, hem de projenin tamamlanması için teminattır, bunu unutmayın.

– Eğer bir işyerinde çalışıyorsanız akşamları ve hafta sonları bu işe harcayacağınız efor normal işinize yansımamalı. Yani akşam başladığınız çalışma gece saat 2-3’lere kadar sürüp, ertesi gün işyerinizdeki performansınızı etkiliyorsa bu çalıştığınız şirketin hakkını yemek anlamına gelir. Özellikle geceleri çalışmayı seven arkadaşların bu konuya etik olarak dikkat etmesi ve geceleri çalışma sevdalarını akşamın daha erken saatlerine bırakmaları gerekir.

Sıralanacak başka maddeler de olabilir. Eğer bu tarz projelerde tecrübeleri olan arkadaşlar varsa onların da yorumlarını bekliyorum bu yazıya. Peki gelelim yazımızın asıl konusuna. Bu tip projeler nasıl ücretlendirilmeli? Durumu izah etmenin en kolay yolu rakamlardan gitmek sanırsam.

Çalıştığınız şirkette aylık maaşınızın 2000 TL olduğunu ve ay içerisinde ortalama 160 saat çalıştığınızı varsayalım. Yani saat başına aldığınız ücret 12.5 TL gibi bir rakam. Ancak freelance projeyi özel zamanlarınızda kodlayacaksınız, yani burada harcayacağınız 1 saatin ücreti 12.5 TL olamaz, olmamalı. O zaman bu değerli zamanınız için bir fiyat biçmelisiniz. Burada kendinize bir katsayı belirleyebilirsiniz ve saat ücretini bu katsayıyla çarparak gerçek saat ücretini çıkarabilirsiniz. Bu katsayı yapacağınız işin zorluğuna, zamanınızın sizin için çok önemli olmasına bağlı olarak değişebilir. Ortalama durumlar için bu katsayı değerini 2-2.5 olarak belirleyebiliriz(Bu rakamın 4’ten yüksek olması oldukça yüksek fiyat istiyorsunuz anlamına gelebilir. 1.5-3 arasındaki değerler makul). Bir diğer kriter de müşteriye vereceğiniz süre. Süre için gerekli tüyoyu yukarıdaki 3. maddede belirtmiştim. Müşteriye hafta veya ay bazında süre vereceksiniz elbetteki, ama bu süre zarfında işe ne kadar saat ayıracağınızı hesaplamalısınız. Son olarak da yapacağınız işin risklerini belirleyin. Örneğin süre çok kısıtlı ise ve kendinizi çok sıkıştıracaksanız bu ücrete artı olarak yansımalı, zira işin stresi sizi yıpratacaktır. Bu ve buna benzer durumları ücretinize ek olarak yansıtabilirsiniz. Sonuç olarak ortaya şöyle bir formül atabiliriz;

Ücret = (S x K x Z) + R

S: İşyerinizdeki saat ücretiniz

K: Saat katsayınız

Z: Projeyi ne kadar zamanda bitirmeyi planlıyorsunuz(saat olarak)

R: Olası riskler için belirleyeceğiniz ek ücret

Freelance çalışanlar nasıl yaşar?

 

Sokaktan rastgele on kişi çevirip şu fani dünyada en çok özendikleri şeyleri sorsanız, herhalde yarısından çoğu freelance çalışmayı da cevapları arasında sayar. Haklıdır da. Sonuçta biz, her gün aynı saatte kalkıp aynı yere gitmek zorunda değiliz. Başımızda bir veya birkaç patron yok. Özgürüz ve tüm eksilerine rağmen, peşinen söyleyeyim, evet bu özgürlük tüm sıkıntılara değiyor.

Ama çok da yalnızız yahu. Düzenli olarak ofise gidenlerin sahip olduğu sosyal kozadan yoksunuz. İşe gitmek- en sevimsizinden de olsa- bir sosyalleşme biçimi. Oysa biz insanlarla olmak için hep ekstra çaba harcamak zorundayız. Hele gündüzleri herkes işteyken çok yalnız kalıyoruz. Starbucks ve Nero başta olmak üzere kahve zincirlerinin çalışanlarıyla ettiğimiz birkaç kelam dışında ağzımızı pek açmıyoruz. Telefon görüşmelerimiz bol oluyor ama iş için. Belki de konuşma açığını öyle kapatıyoruz. Diğer freelance arkadaşlarımız bizim için altın/elmas ve türevleri değerinde. Ama gelin görün ki onların da hayatları en az bizimkisi kadar düzensiz ve tahmin edilemez bir çizgide seyrettiği için denk getirip de görüşebilmek için 943 takla atıyoruz.

Freelance insan, nihayetinde özgürlüğünü her şeyin önüne koyan insan demek. Dolayısıyla sorumluluk sahibi olsak da bizden çok disiplinli olmamızın beklenmesi yersiz. Bu nedenledir ki belli bir mekanda, belli bir zaman aralığında çalışmaya kodlanmadığımızdan, bir işe başlayana kadar şeytan bizi alıp götürür, muhtemelen satamadan getirir. Kahve içmekten başımız döner, sonunda elimizde fincanla uyuyup kalacak hallere düşeriz. Aslında stresimiz yoğundur. Tek kişilik bir yazı/çizim/tasarım makinesi olarak çalıştığımız için, her şeyi yegane sorumlusu yine bizizdir. Hayatımız düşünemeyeceğiniz yoğunlukta bir e-mail trafiği üzerinden ilerler, her an ulaşılabilirolmamız istenir.

Freelance olarak her ne yapıyorsanız, kadrolu olarak çalıştığınızdan çok ama çok daha fazla çalışmanız gerekir. İsminizi ve bağlantılarınızı korumak için artık hiçbir markanın koruyucu kanatları altında değilsinizdir. Maddi olarak da en az bir işiniz kadar kazanmanız gerektiğine göre, üretmeniz gereken iş miktarı açık ara daha fazladır.

Ve işin en sinir bozucu yanı nedir biliyor musun, sevgili günlük? Başta aileniz olmak üzere kimse sizin ne iş yaptığınızı, neyin peşinde olduğunuzu anlayamaz. İşlerinizi kendi düzeninizce yaptığınız, onlar işe giderken siz yatakta yuvarlandığınız için, aslında ne kadar çok çabaladığınızı kimseler kavrayamaz. Düzenli işi olan birinin dramı kadar reyting toplayamazsınız. Namümkün.

Onların işi belli saatlerde başlar ve biter. Oysa sizde böyle bir ayrım olmadığı için ne tatiliniz tatile benzer, ne de hafta sonları kafanız rahat geçer. İş-dinlenme arasında bir sınır olmadığından artık ne tam anlamıyla çalışabiliyor ne de dinlenebiliyorsunuzdur. Ama şöyle ki, günün sonunda siz tatile çıkarken kimseden izin almazsınız, isterseniz Kilimanjaro’nun karları arasından seslenebilirsiniz halkınıza.

 

Kaynak: www.vogue.com.tr